27 Temmuz 2011 Çarşamba

Nasıl...


Zaman geçmedikçe kalbinden kalır “ezgisi”, bir küçük zaman parçası yeterli kumdan dünya.Yıkılmasın dalgadan, yıkılmasın rüzgardan, içindeki soğuklardan.Yazdıran nedir bu bilmediğim rüzgarın esintisi,nasıl…
Karmakarışık dünya hadi yanıma gel otur biraz, biraz bende kal dinlen, biraz kalki aşık olabileyim hey dünya.Ama fark ve zaman, düşünceler ve insan, gözler ve su bırakın biraz yakamı.Vay be nedendir bu heycanım, nasıl…
Bekliyorum, ne olursa olsun.
Şimdi bayılmam mı gerekli, o zaman düşüyorum kırmızı masa üstündeki para kasasının tamda üstüne, ve kesinlikle hala ordayım.Zamansız bir hikayede şekli önemli değil midir aşkın, zaten.
Ve nasıl…
20:53   27.07.2011

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Nedir?Aşk

Zoraki bir zaman kırılmasından öte hayat kısa bir yaşlı tanımıdır…
Vurguları hislerinin bedendeki tepkimelerine bir güzergahtır dinlenmek için, gerçekleşmeden senden kaçar gider.Bu olanları doğrulayamadığından bir türlü kalamazsın bedenlerde, ruhlarda ne de gözlerde…
Ayrı bir zaman aralığı gibidir yakınlarında ve de hiç unutulmayan ama seni orda tutan ne aşktır ne de başka bir şey, bunu anlatamazsın.Engel olamadığın gibi yeni bir tanım yada yeni bir sevgi şekli bulamazsın.Kıyaslayamadığın ilk bakış, ilk görüş,elinden tuttuğun ilk ân,dudaklarına sarıldığın o ilk zaman nedir sonrasında hiç bulamadığın…
Sanki, kırılmalı zaman parçaları bir şekilde ayaklarına cam parçaları gibi yerli yersiz batıverir.Mektuplar ne Tanrıya nede başka bir varlığa sadece içinde yarattığın kalbinin Tanrısına.
Nedir bunu tanımlayabildiğin semboller, harfler,kelimeler,cümleler,bedenler, nedir…
Gittiğinde bir daha gelmesi zor olan ve kozalağından sonra uçan bir kelebeğin ölümü gibidir bir daha geri gelmez ne ruhu ne de bedeni.
Nedir anlatmaya çalıştığın, neyle sınırlayabilirsin, neyle hayat verebilirsin,neyle canlı tutabilirsin,
18.07.2011

5 Temmuz 2011 Salı

zaman kapanı

Menzili durduran nedir beş genç kadında…uzaktan taşınırken uzak öpücüğü, elinde soğuk bir ten yüzüğü neyi hatırlatır geçmiş ölülerden, neyi hatırlatır ıslak bir sevgiliden…beş genç kadın zaman kapanında hapsetmişler “bedeni”.

12 Haziran 2011 Pazar

hikayenin sonu...


olamadığın bir fısıltı adım atar durur içinde sen yokmuş gibi cevap verir, karşılık gelir kendinden saklanır kalırsın duvarlarında.gözlerin oymalı bir yanılsamada yansımalarından çekinir duyguları kısraklaşır ve kendini doğrulayamadığın her ân içinde etrafındakileride bilmece ve bilinmezliklerle sürükler.ve hikayenin geri kalanı bir türlü sonlanmaz.

26 Nisan 2011 Salı

gizlendiğim DEV

mutluyuz ya
niçin
duramıyoruz ya
zamandan duvarlarda
yaşlanmıyorum ben insandan kalıp basmalarda
nerededir seni canlı tutan aşk
gizli duran yollar
notum var
bundan sonraki hayatıma
kızmıyorum ama yeni bir güne uyanıyorum
ihtiyacın olan biraz gülmek
kalabalık görünmek
hadi biraz koş!
HEY


sende varsın bu yolculukta
belli ki geri dönüşü yok
günlerden sonra bir gün uzun bir yol
zaman sınırlaması yoktu hayatımda
nede  gizlendim gözlerimdeki aynada
ihtiyacın olan tek şey
bulutlu bir günde güneşe bakmak
kabarcıklar içinde uçmak
ihtiyacım olan tek şey
gizlendiğim dev
gizlendiğim dev
bitti artık gün
ihtiyacım olan tek şey
yeni bir gün
23:16   26.04.2011
kapandığım  her gün düşler içinde nasıl öldüğümü düşünmektense
her gün tüm bozukluklarımı mutluluk uğruna meteliksiz kalana dek harcarım…

19 Mart 2011 Cumartesi

odamın güneşinde...


ağır bir kulak dolgusu
mırıldanır hava gökkuşağı
önceleri
ve sonraları
gün ortası gün
ay büyük
rüyalarım hep ışıkta kalır
ve rüyalarım
avcıdır
gün dönümünün örtüsünde
ilk insan canlı mıdır
ilk rüyalar
hala aynı mıdır 
değişir mi
tüm hayaller
ve sabah bana gel
odamın güneşinde
derinlerde
yaşam var
sen olmasan
gölgelerin dans eder
kral ağacımda
köklerimden toprağa
sağdığım
ve sabah bana gel 
odamın güneşinde
ve çırılçıplak bir papatyayım
sevgilimde
müzik beni alıp götürsede
gerçek
yine de gerçek
ay büyük
rüyalarım gürültülü
odam ve ben
sevgiliyiz kanadı kırıkla

8 Mart 2011 Salı

Ve Ruh doğdu ama öldüde...

Yaşıyoruz ya işte, sahibi olmadığımız toprak gezegende.Duraksıyoruz bizim olmayan zamanda, ve aklımızda onca karmaşa arası bir doruk noktası, aşık oluyoruz ya bir daha    bulamadığın, nedir dokunurcasına et ile kemik, efsaneye göre çamurdan yapılan.Geçemediğim aklımın ötesine aslında her defasında dokunurum gezip gezip geri dönerim kahin sözlerinden.Anımsadığım her renk bir zaman kurmacası, sanki çamurun yalanları.Ya doğruysa inanmadığın çayırlar ve tepeler, misafirliğin  nedir yeşile, doğa tamamlayıcılarına, nedir düşünceden yoksunların sana bağlayıcılığı.Farkındalığında olmadan rüzgarın penceresinden geçer bir adem elmasında biter dünya gezegeni, ya bu değilse yeniden ve yeniden, neyi değiştirebilirsin senden ve zamandan geçmiş olanı, ve yerinde bir ev sahipliği seni yüreklerde bırakır düşünceden yoksun olan gözlerde.Kalmak yeterlidir içindeki kutsal mekanda.Kalabalık bir kum tepesi saklar, seni kendi sesinden çünkü bilir sesler yüreklere, yürekler bedenlere, bedenler ruhlara aittir, korur seni içindeki belirsizliklerinden ve sakın sunma aşkını agacın gövdesine ve ellerine sunmadan öncesine.
ve sakın durma düşlerinde
ve düşüncelerinde
gitmediğin yer kalmasın
zihninde
ki gitmek yürümek midir
gerçekler bilinmeli midir
 ve ruh doğdu
ama öldüde...
01:33   08.03.2011

4 Şubat 2011 Cuma

inanmakta olduğunu sevme; sevmekte olduğuna inan…


Bozuk mağrur suratıyla oturan adam, ona bakarken derinliklerine daldığım hayatın, yaşamanın tatlı bir anımsamayla kötü düşlerim arasında iyi bir denge kurmaya çalışırdım.Nedensizce Tanrı’yı sorgular içinden nedenleri çıkartmaya çalışırdım.Parmaklarımla oyun yapardım hayat adımlarını, sokaklarda gezerdim, sanki bir daha hiç gezemiycekmişim gibi tüm sokaklardan geçerdim.
Kendime bakar gülümser Tanrı dan hoşnut olurdum…ve bir kez daha inanmanın ne kadar zor olduğunu keşif ederdim oysa ne kadar da kolay inanmak.
Ölüme nedir şüpe, nedir görülmeden seni sende vâreden bu duygu burukluğu, inanmanın verdiği yalan duygu, bu nasıl bir gerçekliktir sıcaklığıyla içinde yitirmediğin bu bulanıklık.Neşeli bulutlar sabahında bir perdesi olur hüzünlü bir gecenin, eğer sen vâr edersen tüm gerçekliğiyle senindir olan.Karıştırır tüm aklını ruhundan arınmış kara bilmeceler ve sonrasında hayatların, kim garantisidir kayıp ülke atlantisin.Kesinlik bir masal kitabında gerçekliktir, kesinlik serüvenlerin içinde maceradır, kesinlik aslında olabildiğince gerçekliğin pelerinini çıkartmadan üstünde dolaşan kayıp bilmecelerdir, cevapları bir tek senin yarattığın masalda vardır.Bir kabullenme, yapamadığım bir tutku, kabullenmeler aptal işidir.Hayatımın ölmesini kabullenemedim, gözlerimin yabancıymış gibi başkasında kalmasını kabullenemedim,masalımdaki kahramanlarımı çalmalarını kabullenemedim,içimdekilerin hep bir parçasını kaptırdığım insanları kabullenemedim,etrafımda yalan insanları bir türlü kabullenemedim, artık kendimdekileri dahi kabullenemiyorum.Bir sürgündür uzak diyarlara içimdeki kopmalar.Sevdiğim bir kadın hırsızdır başladığım masalımda,gözlerim hep ışıldar hep parlar tüm renkleri canlı gösterir ki bu nedendir bilir misin, bu engel olamadığım gecelerimin yağmurudur.Artık sevemiyorum da kalamıyorum gözlerde ve de olamıyorum artık kendim karşımdaki bedenlerde.Yalnız bir ölüm gibidir ‘tutku’ yu kaybetmek…
Belkilerle dolu geri gelmeyen bir kayıp.

Son bir damlada aydındır
Son bir andır hayat
Kanlı bir ettir hayat
Hayat Benim.
23:57  03.02.2011…

25 Aralık 2010 Cumartesi

rüyadayım hayaller ağacında


düşündüm inancımın soğukluğunda…
durdum hayallerimin ağacında
tanıdım birini
hayatımın rengini
hiç düşünmedim
hiç pişman olmadım gerilerden
hayallerime dur da demedim
sıkılmadım zamandan
sevdim ben bu hayatı
ölmelere hiç inanmadım
soğuk bir kış günü
ölmeyi hiç istemem
uzaklaşırken kalbimden
uzaklaştım
Tanrı nın elinden
bir yerde uzaktım
tüm  gözlerden
hiç sıkılmadım
kimselerden
istediklerimden
tanıdım bir rengi
hayatımın yeşilinde
unuttum bir rengi
gençliğimde
yaşlı bir geçmişim
aslında yaşlı bir gençtim
tanıdığımda kendimi
bildiğim bir bilmece
hayallerimde gülmece
ağlasam  nedendir bu durgunluk
ben olabildiğim
kalabildiğim
tabi unutmadan söyliyeyim
babaların omzu bir başkadır
kalmak başkadır orda
fazla hüzne gerek yok!
bir masal kitabıdır
düşünceler denizkızı
içinde kaybolduğun bir oyuncak fabrikasıdır
dokunuşlarından sihirli oyuncakçı
tek kızdığım neden ölüm
ve sarı sayfalarım
ayakta tutar tüm kurşun kalemlerimi
mutlu kılar dostlarım
beni
ve ayaklı bir gazte
minettar ve harikalar duyar
gözlerinde kalabildiği dostlarda…
nede iyi olur başlangıçlar ermese sona.

25 Kasım 2010 Perşembe


umarım bir yerlerde mutlusundur
ama dileğim mutlu yalnızlıklar
yalnız notlar kalsın sana
sadece aptal bir çocuktum
büyüyememiştim
ama
koca bir insanmış aslında
gündüzler ve geceler
gerideler
olabildikçe
yalan, dost
kimden kalan
gizlendiğim onca fotoğraftan sonra
donuk donuk insanlar 
arkandalar resminde
bir gün
yalnızlığında dertleş
onlarla
yalnız sokaklarda...
kendime hakim olamadım bir anlık dayanılmazlığımdan yazdım.
bir daha asla olmaz rahatsız ediceğimi sanma.
not: hala aptalca seven bir insan.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Düşüşte bir kuş...

mavi bir fok balığı hislerim
soğuk duygular denizlerim
batmaya yakın bir güneş sıcağı tek cevaptır gözlerim
hatırlaman mümkün değilmidir dileklerim
yarım bir akşamım benden biraz fazlayım
yürüdükçe dolma bir kalemim
mürekkepten gözlerim
yazmaktaydı ellerim
sevmekse ara versin, gitsin eğlensin
bir yaprakta değer kazansın kalbim ve uçsun
bir kış yaprağı
unutsun değerini kış gelsin hislerde ve gözlerde
dostuz ama artık değiliz
yitirdiğim değer tarihleri
târihi bir mezar kalıntısı
artık yanımda yoktur fısıltısı
unutuldum kaygısı
doğrudur benim olmadığım
yanındayken
kızıl derili üflemesi kulaklarımda
kalan tek bir his
düşündüğüm duygu larda
evet
soğuk bir deniz üstü uçuşu
artık düştüğüm yorgunluğu
burukluğu zamanımın
bende boşa değildir alıntıların
hoşkal bende bildiğin zamanların…
25.10.2010 sevmiştim genç bir dostumu, ama yanında yok olduğum doğrudur…

5 Ekim 2010 Salı

Masallarda yoktur zaman...


Başladığım bir serüven öncesi,görmekte olduğum bir düş perisi usulca fısıldar ileriye bakan umutlar ve yeni doğan bebekler kadar aydındır güneş.Yalancıdır güneş ay kadar yalancı…
Taşınır gider umutlar kaybolan rüyalar, hesap verin bana amaçsız dünyalar açıklamadan gitmeyin, görünmeden gidin kaçın hayallerimden.Uzaklaştığım tüm insan karmaşaları kalmayın bende akın kara yelli sular üstünde görünmeyin artık sise bulanmış gecelerde uzaklaşın rüyalardan ve gözlerden.Ateş elinden bir zaman yansıması bırakır beni kaldığı yerde ve tekrarından oyalar beni kandırmaca oyunları.Bulduğum bir dünya nesnesi güvendiğim bir su perisi, gerçekleşir dilediklerim.Bir oyun! adı ölme,düşlerin ve rüyaların birbirini kovaladığı, hayatın yaşamla gizemli yollara girmesi ve zamanın dile getirmesi.Duvarların ardı masallarda olan bir yaşantı, gizliliğiyle karışık bir gerçek zaman ötesi bir gerçek zaman yok orda…15:38  05.10.2010

3 Ekim 2010 Pazar

Arabalar ve Parklar


Arabalar ve parklar
Topraktır nihayetinde
Uçan ve yüzen demirler insandır nihayetinde
Bir kalıp ekmek dünyadır
Aç bir çocuğun gözlerinde
Ve deli bir cümle
Aşktır sevgiden gözlerde
Yaşam hayatın bardağıdır
Beyaz sayfa
Kanattır, uçabildiği meleğin
Karamsarlık içinde gökyüzü
Kargaşa var yüksek binalarda
Bir bulut anlaşılmaz ama ağlar
Yinede ağlar
Ve daldığım rüyalar
Bir gölgedir gerçeğinde
Gizem ve hüzün
Yaslandığım bir gecedir
Kaldığım bir zaman yaşlanması
İçimdeki gülmece kırıntısı
Nedir
Nedir bilmecesi
Gülemediğim zaman heceleri
Gerçek, bir dilim tereyağlı ekmektir
Gerçek, erir hızlıca akan zamanda
Ve göremediğin bir çok yanılsama
Gerçektir durduğun bir zaman yolunda
Ben
Hafif mayhoş esen bir rüzgarımdır
Dalgalanan saçlarında
Arabalar ve parklar topraktır nihayetinde
Uçan ve yüzen demirler insandır nihayetinde
Ve bağlılık nedir diye sorarsan
Diş fırçamı bile bırakamam ben
Helede oyuncaklarımı
Doğum günü notlarımı
Kalbimden seni…22:33  03.10.2010

14 Eylül 2010 Salı

TANRILARIN AĞLAMASI


İsteği başlangıç bir kürede silinmiş anılar adı altında kör bir rüya gibi hatırlamadan geçen zamân içi anılar.Her sır bir ölümdür fikir perdelerinin kapanışında, istemediğin tüm geri zamanlar ölü bir fısıltıdır Tanrı nın gezegeninde.Dengedir tüm değişimi sağlayan yağan yağmur altındaki gün ortası güneşin çıkışında, sevdiğim güneş gel bana…
İsteği ağlamaktır gök efendinin, isteği sarsmaktır değişim içindeki esintileri.Ki büyük bir arzu şans ve dilek yolunda garantidir bir hikaye ortası kahramanda.Uzun zaman kısa bir andır olası gerçek bir dünya da, tersi bir çöküş zamanda anlamanda yardımcı olur rüyaların izinde yol bulmanda.Ve skandal bir manşet gazetelerde Tanrı lara haber verir.Bir zafer coşkusu mudur ölümün sessizliği ya da kayboluşmudur çığlıklar arasında.Türünün kayboluşu bir yer değiştirme midir, nedeni doğadan kaynaklanan bir nedensilik midir…Nedir isteği! ağlayan Tanrı ların.Koyu bir gölge geleceğinde, eskimeyen zamanların eli var üstünde.Bilgiden çok varsayım, doğrudan çok hayal olup biten ne varsa bir gün uyandığında rüya olmadığından emin olabilir misin…
Sessizliğinde gök Tanrı nın
Bilmecesi midir gürültüsü
Sessizliğimde Tanrı ya
Bir dilek olsun
Son insan kırıntımdan
Ağlamaya…

17 Ağustos 2010 Salı

MORETTİ

Sigarası düştü yere
Mavi kapaklar hansel ve greterin kurdelesi dönüş yolunda
Sol gözü mor adamın
Üzülür birisi onun için
Faydası ne
Dünya mı hmh kendisi zaten dolu bir kazan
4 tekerlekli canavarları durduran bir düdük var elimde
Herkesin görmediği, uğraşılmayan bir içim var içimde
Çatısız düşünceler var içimde
Kimselerin farketmediği çatılar var gözlerimde
Tanımayın beni
Görmeyinde
Nede olsa herkes güldükten sonra ben gülerim
En son ben gülüyorum
Kaçak bir yolcuyum aslında
Farklı bir düşmüşüm aslında
Aslında düşlerimde farklı
Tanrı hepimizde aynı oysa
Yinede farklıyım
Şayet sorarsanız kimsin diye
Sol gözünde mor bir şişliği olan adamım ben
Evsiz görünen evim ben
4 tekerlekli canavarda rahatsızlık veren adamım ben
Ama aslında kendimeyim
Deli bir adamım ben kimsenin farketmediği
(farkında olmadan yaşadığım bir hayat fırtınasında bir darbe gözümde, mor etti bir adam solumu oysa deliyim diye birşey demezler sanmıştım, ki zaten zararsızım…yürüyen bir çöplüğüm gözünde etrafımdakilerinin oysa…) 01:06 17.08.2010

13 Ağustos 2010 Cuma

Kontrol

Yeni bir yol, adımlar içinde güvensiz bir özgüven yollarda bırakır göz damlalarını ve anlatır akamayan bir göz yaşı damlası değerini.Özlenimin gerekesinimi belirtisi azdır sevdiğim bir zaman içi.Kıskandığım bir zaman geçmişi görür beni akşamın kararmacasında ve eksik bir demir parçası yerini bulur sevdiğim bir zaman içi.Siyah bir gök yüzü mavisinden, içine alır tüm sevdiklerimi.Gününden birlik harflerim adımlarımda tutarsızlık gösterir duygular boyu bir adam olunca ve sormak niyetim değildir eylemlerimden öncesi, bu bir hayat yoktur bilmecesi zamandır tek derdi ölmek istemeyen bir zaman…Ve anlatırım gözümdeki bir damlada sevdiklerimi…benim hayatım, benim hayatım…hayat “benim”. 30 13.08.2010

20 Temmuz 2010 Salı

soğuk...


Sonunda deminin ürpertisindeki su akışı hayâle yakın bir vurgunluk, ve dillerde suskunluk habercisi kendine yakıştıramadığın yorgunluk…Sınır noktası derin bir yüzgeç yırtmacı, düşlerindeki bulantı.
Değiştiremediğin bir zaman akışı, sonun başlangıcından öte bildiğin bir gerçek, nedir seni ayıran insanlardan.
Rüya işçileri nasılda yorulmazlar,mükemmel bir gelecek için.Gerçek içinde gerçek olandır, düşüncelerde…
Nefes alabildiğim son bir parça ;zamanda etkileşimi olan son bir zaman parçası,geciktiğim zaman parçaları.Hissettiğim son bir tanı duygularda, yakın bir son ve yakın bir başlangıç…
00:08    20.06.2010

4 Haziran 2010 Cuma

Doğrudur...

Zaman nasılda geçer
Zaman nasılda biter
Peki hangi zaman biter
Unutmadıkların arasında
Tekrar tekrar tek bir gün
Hmh! Arkandamı sandın
Kalır mı gerilerde
Dön demeye tutmayan yüzünde
Bir el unutulurmuş
Bir beden unutulurmuş
Bir çift göz nede yabancı gelir
Zaman hmh! Zaman
Unutulan zaman değil
Bitenlerde değil
Değillerde değil
Benim unuttuğumda değil
Unutulduğum…
Doğruydu
Unuttum sevdiğimi
Kaldığım bir damla hayalde
Uzaktan dokunuşlarda
Unuttum sevdiğimi
Unutulduğum…
Neler biter
Neler geçer gözlerimin önünden
Neler sebeptir
Unutulduğum…
Anlamak istemediğim bir vazgeçiş gerçekliğimden, zaman değişmeyen yüzünde gerçeğin olarak duran tek doğru.Değiştim bile kayboldum, yokum artık.Nasıl bir eylem kaybeder seni, nasıl bir zaman siler beni, geçemediğim bir türlü zamanlarım, geçemediğim bir türlü yok oluşlarım, değiştim artık, değiştim mi kaybettim beni, son sözüm hmh! Son sözüm yok… tanıdığım bir kız gecesinden gülüşleri, gecesinden öpüşleri kaybolur gider teni,doğrudur unutulduğum…00:24 04:2010

1 Haziran 2010 Salı

ben Masal ülkesiyim...

Dönemediğin bir masal ülkesiyim, fırsatlar kapılarımı açar bir masal ülkesiyim, şansın yanında oluğunda, küçük bir farklılık yakalandığında ben kapılarını açan büyük bir masallar ülkesiyim.
Hayallerinin kaldığı, zamanın durabildiği bir masal, orman perileri dans eder geceleri ben uyurken, büyülüdür benim ormanım, geceleri yıldızlar yerdedir eşlik ederler rüyalarıma ve bitmeyen masalıma ben bir masalım ve hiç bitmem köklerini topraktan esirgemeyen bir ağaç gibi.Umutlar bende tükenmez,
Kuşkular yenilerini getirmez bende, bende heyecan vardır, mutluluk vardır…
Öte yandan bir an dalgınlık yeter benim için masalımda yaşatabilmem için seni, yeterki geçmeyi bil…
Ve bir tek şans iyi kullanıldığında yüzyıllar geçsede aynıdır, eğerki harflerde yaşatabilirsen.İçtiğin bir damla suyum ellerinden su perilerimin yaşatır seni ölümün soğuğundan.Burda tüm canlılar dostundur bir şekilde, burası hayaller ülkesi masalların dünyası.Bitirmek istemediğin tüm herşey kalır yanında,uzaklaştığın mutlulukların sıkıca sarılır sana kelebeklerimin kanatlarında.Eğer istersen geri dönme şansın her zaman vardır…Yollarımda saklıdır tüm gizlilikler, kayıp hayaller… ve bulmak istediğin tüm sevinçler, ben büyük bir masalım, kaybolduğun dünyayım ve istersen her zaman bulma şansın var, düşünmen yeter kalbinden.
Ben geçebildiğin tüm yansımalarım, ben masallar ülkesiyim… gerçekten hissedebildiğin bir dokunulmazlığım ben…
Sen istedikçe hiçbir zaman gitmem.22:23 01.06.2010

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Parçalarınla tutunmak...

Yoğunluğunda kalbimin, yoğunluğunda derinliklerimin, içimde kaybolur bir tapınak aidi olan budistlerin.İnandırdığım sevgi türü içimde yoğunlaşır bir gerçeklik alır, evrenin karanlığında merkezinden kaybolur, tapınağından dış merkezlerinde yoğunlaşır.Aidi olduğu dünyasından bağışlanır diğer bir tarafa geçiş için.Göremediğin yer artık vârolur artık kaybolur somutluğu, kalmaz elinde soyutluğundan dokunulur hislerin.Gerçek vücut teni sıcak bir yanmadır ve dokunsalar alevdir parmaklarında.Zihninde perdeleşir gerçeklerin, yoğunluğu düşlerinin ele geçirir bedenindeki dilleri ve yok eder gerçekleri.Akıl üstü bir oyun rüyalarında ama gerçeğin budur içselliğin kayıplarında.Bir Adem elması yeterlidir başlangıçta ve kayboluşta.Gerçek dokunmadığın bir rüyada gizlidir yaşamın pençelerinde, gerçek arada kaldığın zamandır kayıplarından uzakta.İnandığın sevgi senden kaybolana dek gerçek hala gerçektir bir tek geçiş buna cevap olabilir…
Parçalanıp tutunmak istediğin son bir zaman…
00:33 26.05.2010