10 Aralık 2011 Cumartesi

cennet ve cehennem

Soğukluğumun affıdır içime ve içtenliğime, sevgiden öte beni bağlayandır  bu yaşanası hayata etrafımdaki dostlarım.Hiç önemli değil var ya da yok diğer tarafın durağan durumu, cennet ya da cehennem ne ile kıyaslayabilirsin hayatında ve eylemlerinde, nelerinden ödün verirsin, hangi hırstır seni tutan… Sonu değil midir başlangıcı vardan yok eden ve başlangıçlar değil midir bize mutluluk adına hüznü sonunda veren, bitmesini istemediğin çilekli bir pasta gibidir, bitmesini istemediğim hepinizsiniz…Hem bu yazdığım çizdiğim harflere, sizleri resmettiğim bu cümlelerime başka bir resimde eklemek istemiyorum.Aldığım en güzel ve kaldığım en güzel günler sizsiniz, ki insan ne ister gülerek boğulabildikten sonra, sekiz yaşındaki çocuklar gibi olabildikten sonra, hayaller kurup koşturabildikten sonra, kim buna engel olabilirki kendinden başka…ve insan ömrü bir resim tuvalinde yağmur Tanrı gibidir, kalmak istediğin tüm hayaller, tüm gözler, tüm eller, tüm sarılmalar, bir anda yok olur ama hep varsındır düşlerde ve gözlerde…içimin içten içe döküldüğü bu gözlerimin harfleri, her zaman söyleyemesemde size anlatır beni , size anlatır içimdeki sizi…olsa da olmasa da tarafından âlemi ve cenneti ben birgün toprak ananın evladı olucam ve yazdığım üçüncü kalite sarı sayfalarımda anılıcam, ondan önce dostlarımda ve sevgililerde kalıcam…sonsuzluk olmasa da son nedir öğrenicem.
 hepinizi gerçekten gerçeğin bedenimde bulduğu anlamıyla seviyorum ve hep yanımda taşıyorum…23:05  10.12.2011

30 Kasım 2011 Çarşamba

şilbalba...

 Ve cevaptan sonra bir tümcenin hal alabildiği tüm duygu kırıntılarında saklıydı ölü bir gezegen, azizlerin ve duymazlıktan gelen tüm tanrıtanımazların elindeydi yaşam dünya.Ve öl dünya beklemeyen tüm demir rayları için, bir daha paslan beni taşımayan dünya demirleri.Sorarsan yüksekerde bir yerde ve zihninin alamadığı yerdeydim.
Alaca bir gün yüzü
Bugün ve dünü
İçimdeki bulutsu gözü
Nasıl saklarım…
Gün, günler ,zamanlar, oluşumlar, azaldıkça azalıyorum gece külden ruhum ve yakınla uzak birbirine karıştıkça sonsuz ölüm rüyalarımda ve sonsuz sen düşlerimde.
Anubis ruhumu sabırsızlıkla bekler içimdeki koyu elma tadında aşkı alabilmek için, yarı ölü dünyadayım ve rüyalarımda ama yinede düş kuramam, kursam kurgularım ve hayal meyal dileklerim neye yarar olası ölüm tarlası rüya ağaçlalrım sadece yediğim ilk yudumu yeter başlangıçlarımın ölümüne ve dudaklarımın zehirlenmesine.
Ve birgün ölmek istiyorum ve yaşamak tekrardan…
Sonsuza kadar…
Yaşam nedir…tüm yıldızlarda ve ışıltılarda parmaklarımın dokunabildiği tüm irade çemberim, soluduğum bu hava zemin ve dudaklarımda yaşayan tenin artık soğuk ve hissiz.
Yaşam ve Bilgelik sonumun sonu ve toprak içimde yeşericek.
Gizli bir yeti gibidir zamansız ve zaman içi ayrılışlarım ruhumun özüne ve fısıltılarda dinlediğim tüm gökyüzü kusursuz bir mizaç Tanrıgökyüzü, kurtuluşlarım ölüm öncesinde her düşümün bir rüyadadır başlangıcı ve hayalden kusursuz bir gezegen gözlerim, ve geri dönüşün toprak anaya kim bilebilirki sendeki dünü…
Hissedebildiğim sonsuz yaşam irademin içinde sönüp gider…

Neden yazıyorum demi soru bu, oysa soru yerine neden yaşıyorum diye düşünseydiniz…  neler kazanırdınız, neleri kaybederek veda ederdiniz ve feda ederdiniz hayatınız ve  kalbiniz için.
Tekrardan ve tekrardan yeşericem ve kaybettiğim sıcak iki parçayı ve köprüyü tekrardan inşa edicem zihnimde ve dudaklarımda kalbime doğru.
Ve bu dünyada öldüm, ayaklarım ve ellerim hep soğuk tekrardan yeşeresiye kadar.
sessiz…
soğuk…
ve karanlık…
yazdığım bu hikaye ve kitabımın kapağı.







21:09    30.11.2011 sonsuza dek…

21 Ekim 2011 Cuma

YEDİ TAT

Kurtarmak, iyileştirmek, kuvvetlendirmek, his, öfke, karışıklık, bilinmezlik, aramak, kalmak, takılmak, bulmak, özümseme, inanmak, kaybolmak, istemek, olmasını dilemek, uzak kalmak, sen, herkes, birisi, soğuk, ılık, gölge, güneş, gece, hayat, yaşam, zihin, kalıcı, hiç gitmeden, olsaydın demeden, hep, içinde, dışında, hayatının, harikaydı, belkide hatıra, geçmiş, zor, önündekiler, adımlar, görünmez, içten, ve gerçek...00:34  21.10.2011

9 Ekim 2011 Pazar

H.E.

hayallerimdeki kadın
ah be kadın
nedir bu deli bilmecesi
olmasa da
hep olmasını gerektiren
kalamasamda
seni bende biriktiren
nedir...
göremediğin sevgi
göremediğin aşk
nedir deli bilmecesini gerektiren
belki bende bulurum
bir gün
senden arta kalanı
benden geride duranı
hep sakladım
içimdeki bu yalanı...

02:14   09.10.2011

3 Eylül 2011 Cumartesi

Sesleri ve Dudakları

sessiz gecenin,
küçük bir hatırasıdır,
duran zamanda gecenin.
odamdaki rüzgar esintisi,
alaca bir duygu gezintisi,
nasıl hissedebilirimki,
bu gezintide.
ve tatlı bir vişne
dudaklarıyla içimde...
01:17     31.08.2011

26 Ağustos 2011 Cuma

sende bende kalmalar...

İçinde rüyalarının gemisi bilmecesi dün ile yarın içindedir tüm gizemi ve sardığında ayna kim bilebilir dünya senin.Mistik bir çağrışımla kabaca vücuduna oturur tüm damlaları müziğin.Kalabalığın içinde kopyalanmaz bir algısındır.Nasıl hissettiğini ben nede dün neyle anlatılır.Soğuk soğuk sabahlar ve insanlar yalın tat gibidir, çilek ve krema bedenlerin koyulaştığı sıcak ve rüzgarlı bir tepedir yoğunluk ve çapraz ilişkilerin eşiğinde.Fotoğraftaki kız bir kara mizah aynasında gözlerine bakar gibidir, bu sizi yanıltmasın aynalar göz gibidir senden alır tekrar sana verir ve rüyalar ayna gibidir düşlerine.Fotoğraftaki kız gülmesinde bir derinlik saklar içinde danstan yapılmış bir kale şövalyesi rüyalarını besler.Gece koyu olanları besler koyular gecenin içinde duran beni ve çerçevedeki bir ilham kahvesidir geceye.Uzun zaman deviren adımlar artık son bulur resminde ve zaman dönümünde, son bakışlar son sözler yapılır ve taştan bir heykel geçmişte nelerin yaşandığına dair.Gün ve gece uzun zaman birlikte olmuştur uzun zaman yaşlanmıştır uzun adımlarda ve yollarda, artık suya ihtiyacı olmayan ağaç gibidir zaman içi ayrılıklar, sende bende kalmalar...Gittiğim soğuk bir sokak dündeki hepinizi hatırlatır ısıtır beni, günümde sıcak bir düş dünden sizden kalma pahabiçilemez bir değer birimidir adını bulamadığım.Son sahneler ve makyajlar adımlarda heycanlı son yanlışlar hiç olmasada kırgınlıklar.Hadi hazırlan sahne sırası bizde ve son.
00:51  26.08.2011

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Hatırlıyor musun... bir kez daha dene


Hatırlıyor musun...
Yediydim eğlenceli
 taşlardım dereyi
Onyediydim 
severdim bir periyi
gözlerindeki beni
ah işte orda görebilseydiniz
beni
Otuzyediydim
geri dönerdim düşlerime
ve eğlenceli geçmişime
Sonra anlardım Elliyedide
geri gelmeyen günüme 
birçok sevgili bırakmayı
bilirdim dünüme
Ve hala Onüçünde
vahşi bir delikanlıyım
yaramaz bir çocuğum
hala çimdik atarak muzurluk yapanlardanım
Ki hatırlıyor musun...
sen siz sizler
hatırlıyor musun.
23:24   24.08.2011

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Düş salıncak Rüya kanat










Öyle bir geçiş yapmalısınki Toprakana hava kanatlarından, korku sürükleyici bir serüven olmalı güç adına ve her seferinde girebilmelisin sana ait olan kapıdan.Kimseler ve de kimseler görebilir seni ve duymalı fısıldamaları rüya düş sırları, hem geri gelmeyen zaman değilmidir o zaman düşlerimde geri alıyorum tüm zamanları ve tekrardan başa sarıyorum tekrardan tutabilmek için.Ve kimseler görmeden kayboluyorum gözlerimin içinde, Toprakana, düş, rüya vede uçabiliyorum, bunu farketmedin.Hem hatırlamak yanındaki zamanda bir cep yapıp orada saklamak değilmidir sevdiklerini.Rüyalar düş kanatları beni olduğunca uzaklaştırır dünyadan ve o kadar yaklaşırım ki hayata, göremediğin hayata.Bir gün yalnız kaldığımda bu harfleri tekrar üfleyip hayat vericem ve bana hoşçakal dediğini hatırlıycam, beni sevdiğini,bana sarıldığını, bana hayat verdiğini ve hala benimle olduğunu.
Ama şunuda biliyorumki benden başkası bunu göremiycekti düş salıncak rüya kanat hem bir tarafında da sen, olabilse emin ve gerçek bir düşüşten sonra kararlılık ve hakim olma kendinde bu zamandan öteye geçişte bir köprü işte.
Ve zamanla geliyorumki zaman benim için hiç değişmedi, zaman benden hiç geçmedi, odamdaki oyuncaklarımın hikayeleri hiç değişmedi ama bir gün son sayfalar eşliğinde bunu herkes anlıycak ve birgün herkes geri dönücek…
Kayıplar ve rüyalar eksilirken o zaman artık sen ve senin olanlarda ama şuna tüm kalbimle inanıyorumki bir gün bu dünyada sende geziceksin ve ayrılmayı hiç istemiyceksin.
22:34    20.07.2011

19 Ağustos 2011 Cuma

uykudan sonra...

Tozlu bir kitap kapağı gibi eskiyen hayatın tahtadan bir kuklayla arkadaş olur telaş ve tedirginlikten yoksunluk kazanırdı değersiz hayatın.Bitmeyen bir özlem gibi çocukluk oyuncaklarınla hala konuşurdun.Zayıftan güçlüye tam tersiyle bir dönüş noktası oluverir bazen yıkımlar ve kayboluşlar, aniden bir başlangıç gibi yeniden doğardınız benzer bir gün sabahı.Korku, telaş, adaptasyon, çelişki birçok yenilenme belirsizliği ; doğru zamanın geldiğini anladığınızda eylemsel bir figürasyona dönüşemediğiniz zaman çerçevesi.Bulanık bir pencereyi sildiğinizde aydınlanır dört köşe çerçeve, gözlerinizi ovuşturup sildiğinizde aydınlanır tüm dünya.Kabullenip alışmaktansa, kör ve ebedi bir renk kavramıyla hep merak içinde olmayı seçmek, ki ipin ucu bu değil midir hayatın uçurumunda.Donuk tutkular içinden çıkmak gerekir bazen ve  güçlü hissetmelisin üstesinden gelebilmek için.Ve bazen son günüymüş gibi kararlar vermelisin hayatının.Ulaşılması ne kadar zor olabilirki bilinenin, düşünülenin, istenilenin...Eğer bir yerlerde kalmayı seçersen nasıl emin olabilirsin ileriden ve hayatlardan vede seninkini nasıl ayırt edebilirsin diğerlerininkinden.Sıradan olarak tutkuyu nasıl çıkartabilirsinki içinden, UYAN AYAĞA KALK VE KENDİNİ YENİLE...
18:11  18.07.2011

4 Ağustos 2011 Perşembe

Subhiye İbrahim Dorakovik


gözlerinde havf telaşı
gece beklenir bir tehdit
zevkidir beyaz sayfaları
tek nedendir belkide sevgisi
ilim ipinin ucundadır
onda kalansa
pek bir hafif rüzgarıdır
canlı renklerin
korkusudur te’ehhül
ondan cahili olunca
o istemez dört duvar
hep gezmek
ışıl ışıl eğlenmek
arada bir çıkar zivaneden
neşelidir
ama hayat zindan ve karadır
geçer hayatı aynı dağın eteklerinde
beyaz sayfa mektuplarda
daha onsekizinde kederli bir bedendir
çabucak yaşlanmıştır kendinde
soğuk bir şiirle vedadır
kardeşi celil den
fotoğrafının arkasında
soluk çiçekler şiirinde
oysa yirmiikisinde yaşlı  bir gençtir
yirmiikisinde soğuk bedendir
yaşayamadığı onca mutluluk, eğlence, sevinç
o kadar çok şey varken
şimdi soğuk bir bedendir…
     Subhiye İbrahim Hanım anısına…

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Nasıl...


Zaman geçmedikçe kalbinden kalır “ezgisi”, bir küçük zaman parçası yeterli kumdan dünya.Yıkılmasın dalgadan, yıkılmasın rüzgardan, içindeki soğuklardan.Yazdıran nedir bu bilmediğim rüzgarın esintisi,nasıl…
Karmakarışık dünya hadi yanıma gel otur biraz, biraz bende kal dinlen, biraz kalki aşık olabileyim hey dünya.Ama fark ve zaman, düşünceler ve insan, gözler ve su bırakın biraz yakamı.Vay be nedendir bu heycanım, nasıl…
Bekliyorum, ne olursa olsun.
Şimdi bayılmam mı gerekli, o zaman düşüyorum kırmızı masa üstündeki para kasasının tamda üstüne, ve kesinlikle hala ordayım.Zamansız bir hikayede şekli önemli değil midir aşkın, zaten.
Ve nasıl…
20:53   27.07.2011

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Nedir?Aşk

Zoraki bir zaman kırılmasından öte hayat kısa bir yaşlı tanımıdır…
Vurguları hislerinin bedendeki tepkimelerine bir güzergahtır dinlenmek için, gerçekleşmeden senden kaçar gider.Bu olanları doğrulayamadığından bir türlü kalamazsın bedenlerde, ruhlarda ne de gözlerde…
Ayrı bir zaman aralığı gibidir yakınlarında ve de hiç unutulmayan ama seni orda tutan ne aşktır ne de başka bir şey, bunu anlatamazsın.Engel olamadığın gibi yeni bir tanım yada yeni bir sevgi şekli bulamazsın.Kıyaslayamadığın ilk bakış, ilk görüş,elinden tuttuğun ilk ân,dudaklarına sarıldığın o ilk zaman nedir sonrasında hiç bulamadığın…
Sanki, kırılmalı zaman parçaları bir şekilde ayaklarına cam parçaları gibi yerli yersiz batıverir.Mektuplar ne Tanrıya nede başka bir varlığa sadece içinde yarattığın kalbinin Tanrısına.
Nedir bunu tanımlayabildiğin semboller, harfler,kelimeler,cümleler,bedenler, nedir…
Gittiğinde bir daha gelmesi zor olan ve kozalağından sonra uçan bir kelebeğin ölümü gibidir bir daha geri gelmez ne ruhu ne de bedeni.
Nedir anlatmaya çalıştığın, neyle sınırlayabilirsin, neyle hayat verebilirsin,neyle canlı tutabilirsin,
18.07.2011

5 Temmuz 2011 Salı

zaman kapanı

Menzili durduran nedir beş genç kadında…uzaktan taşınırken uzak öpücüğü, elinde soğuk bir ten yüzüğü neyi hatırlatır geçmiş ölülerden, neyi hatırlatır ıslak bir sevgiliden…beş genç kadın zaman kapanında hapsetmişler “bedeni”.

12 Haziran 2011 Pazar

hikayenin sonu...


olamadığın bir fısıltı adım atar durur içinde sen yokmuş gibi cevap verir, karşılık gelir kendinden saklanır kalırsın duvarlarında.gözlerin oymalı bir yanılsamada yansımalarından çekinir duyguları kısraklaşır ve kendini doğrulayamadığın her ân içinde etrafındakileride bilmece ve bilinmezliklerle sürükler.ve hikayenin geri kalanı bir türlü sonlanmaz.

26 Nisan 2011 Salı

gizlendiğim DEV

mutluyuz ya
niçin
duramıyoruz ya
zamandan duvarlarda
yaşlanmıyorum ben insandan kalıp basmalarda
nerededir seni canlı tutan aşk
gizli duran yollar
notum var
bundan sonraki hayatıma
kızmıyorum ama yeni bir güne uyanıyorum
ihtiyacın olan biraz gülmek
kalabalık görünmek
hadi biraz koş!
HEY


sende varsın bu yolculukta
belli ki geri dönüşü yok
günlerden sonra bir gün uzun bir yol
zaman sınırlaması yoktu hayatımda
nede  gizlendim gözlerimdeki aynada
ihtiyacın olan tek şey
bulutlu bir günde güneşe bakmak
kabarcıklar içinde uçmak
ihtiyacım olan tek şey
gizlendiğim dev
gizlendiğim dev
bitti artık gün
ihtiyacım olan tek şey
yeni bir gün
23:16   26.04.2011
kapandığım  her gün düşler içinde nasıl öldüğümü düşünmektense
her gün tüm bozukluklarımı mutluluk uğruna meteliksiz kalana dek harcarım…

19 Mart 2011 Cumartesi

odamın güneşinde...


ağır bir kulak dolgusu
mırıldanır hava gökkuşağı
önceleri
ve sonraları
gün ortası gün
ay büyük
rüyalarım hep ışıkta kalır
ve rüyalarım
avcıdır
gün dönümünün örtüsünde
ilk insan canlı mıdır
ilk rüyalar
hala aynı mıdır 
değişir mi
tüm hayaller
ve sabah bana gel
odamın güneşinde
derinlerde
yaşam var
sen olmasan
gölgelerin dans eder
kral ağacımda
köklerimden toprağa
sağdığım
ve sabah bana gel 
odamın güneşinde
ve çırılçıplak bir papatyayım
sevgilimde
müzik beni alıp götürsede
gerçek
yine de gerçek
ay büyük
rüyalarım gürültülü
odam ve ben
sevgiliyiz kanadı kırıkla

8 Mart 2011 Salı

Ve Ruh doğdu ama öldüde...

Yaşıyoruz ya işte, sahibi olmadığımız toprak gezegende.Duraksıyoruz bizim olmayan zamanda, ve aklımızda onca karmaşa arası bir doruk noktası, aşık oluyoruz ya bir daha    bulamadığın, nedir dokunurcasına et ile kemik, efsaneye göre çamurdan yapılan.Geçemediğim aklımın ötesine aslında her defasında dokunurum gezip gezip geri dönerim kahin sözlerinden.Anımsadığım her renk bir zaman kurmacası, sanki çamurun yalanları.Ya doğruysa inanmadığın çayırlar ve tepeler, misafirliğin  nedir yeşile, doğa tamamlayıcılarına, nedir düşünceden yoksunların sana bağlayıcılığı.Farkındalığında olmadan rüzgarın penceresinden geçer bir adem elmasında biter dünya gezegeni, ya bu değilse yeniden ve yeniden, neyi değiştirebilirsin senden ve zamandan geçmiş olanı, ve yerinde bir ev sahipliği seni yüreklerde bırakır düşünceden yoksun olan gözlerde.Kalmak yeterlidir içindeki kutsal mekanda.Kalabalık bir kum tepesi saklar, seni kendi sesinden çünkü bilir sesler yüreklere, yürekler bedenlere, bedenler ruhlara aittir, korur seni içindeki belirsizliklerinden ve sakın sunma aşkını agacın gövdesine ve ellerine sunmadan öncesine.
ve sakın durma düşlerinde
ve düşüncelerinde
gitmediğin yer kalmasın
zihninde
ki gitmek yürümek midir
gerçekler bilinmeli midir
 ve ruh doğdu
ama öldüde...
01:33   08.03.2011

4 Şubat 2011 Cuma

inanmakta olduğunu sevme; sevmekte olduğuna inan…


Bozuk mağrur suratıyla oturan adam, ona bakarken derinliklerine daldığım hayatın, yaşamanın tatlı bir anımsamayla kötü düşlerim arasında iyi bir denge kurmaya çalışırdım.Nedensizce Tanrı’yı sorgular içinden nedenleri çıkartmaya çalışırdım.Parmaklarımla oyun yapardım hayat adımlarını, sokaklarda gezerdim, sanki bir daha hiç gezemiycekmişim gibi tüm sokaklardan geçerdim.
Kendime bakar gülümser Tanrı dan hoşnut olurdum…ve bir kez daha inanmanın ne kadar zor olduğunu keşif ederdim oysa ne kadar da kolay inanmak.
Ölüme nedir şüpe, nedir görülmeden seni sende vâreden bu duygu burukluğu, inanmanın verdiği yalan duygu, bu nasıl bir gerçekliktir sıcaklığıyla içinde yitirmediğin bu bulanıklık.Neşeli bulutlar sabahında bir perdesi olur hüzünlü bir gecenin, eğer sen vâr edersen tüm gerçekliğiyle senindir olan.Karıştırır tüm aklını ruhundan arınmış kara bilmeceler ve sonrasında hayatların, kim garantisidir kayıp ülke atlantisin.Kesinlik bir masal kitabında gerçekliktir, kesinlik serüvenlerin içinde maceradır, kesinlik aslında olabildiğince gerçekliğin pelerinini çıkartmadan üstünde dolaşan kayıp bilmecelerdir, cevapları bir tek senin yarattığın masalda vardır.Bir kabullenme, yapamadığım bir tutku, kabullenmeler aptal işidir.Hayatımın ölmesini kabullenemedim, gözlerimin yabancıymış gibi başkasında kalmasını kabullenemedim,masalımdaki kahramanlarımı çalmalarını kabullenemedim,içimdekilerin hep bir parçasını kaptırdığım insanları kabullenemedim,etrafımda yalan insanları bir türlü kabullenemedim, artık kendimdekileri dahi kabullenemiyorum.Bir sürgündür uzak diyarlara içimdeki kopmalar.Sevdiğim bir kadın hırsızdır başladığım masalımda,gözlerim hep ışıldar hep parlar tüm renkleri canlı gösterir ki bu nedendir bilir misin, bu engel olamadığım gecelerimin yağmurudur.Artık sevemiyorum da kalamıyorum gözlerde ve de olamıyorum artık kendim karşımdaki bedenlerde.Yalnız bir ölüm gibidir ‘tutku’ yu kaybetmek…
Belkilerle dolu geri gelmeyen bir kayıp.

Son bir damlada aydındır
Son bir andır hayat
Kanlı bir ettir hayat
Hayat Benim.
23:57  03.02.2011…